Artık kimse kimseyi görmezden gelemez

İnsanları genel olarak “biz” ve “ötekiler” diye ikiye ayırıyoruz. Onlara karşı düşünce ve davranışlarımızı en temelde bu ayrım belirliyor. İlk insanlardan beri bu böyle. Mensup olduğumuz, büyük ölçüde de kimliğimizi belirleyen sosyal gruba dahil kişiler “biz“ oluyor, diğerleri “ötekiler“. Ötekiler bizden değil. Bizim için bir tehdit ya da tehlike oluşturabilecekleri gibi, yararlanabileceğimiz, kullanabileceğimiz, sömürebileceğimiz bir kaynak da olabiliyorlar. 

Tarih boyunca diğer kabilelerden, etnik gruplardan, dini inançlardan, sosyal sınıflardan ve karşı cinsiyetten insanlar “ötekiler” oldular. Zorunlu olduğunda onlarla “ticari vb. ilişkiler” içinde olabiliyoruz, ama genel olarak onları kendimizden uzak tutmak istiyoruz, onlarla mümkün olduğu kadar az temas içinde olmak istiyoruz. En iyi durumda onları görmezden gelmeyi tercih ediyoruz.

Ötekilerle aramızda her zaman çelişki ve anlaşmazlıklar oluyor. Bunun kaynağında somut olgular, çıkar çelişkileri yatabiliyor. Ama çoğu zaman kimliğimizi inşa eden hikâyeler iktidar ilişkileri doğrultusunda öyle kurgulanıp bize aktarıldığı için de böyle alımlıyoruz. Ama hemen her durumda bu çelişkileri “uzlaşmaz çelişkiler” olarak görebiliyoruz. Biz, ötekilere kıyasla her zaman daha üstünüz ya da öyle olmalıyız.

Tarih boyunca sıcak ya da soğuk savaşların, katliamların, sosyal mücadelelerin, sömürgeciliğin kökeninde hep bu ötekine üstün gelme dürtüsü yatmıştır. Bu üstünlük tutkusu soykırım uygulamaktan “nezaketten öldürmek”e kadar çok çeşitli sonuçlar getirmiştir.

Kuşkusuz bunlar durup dururken olmadı, “ötekiler” üzerinde hegemonya kurmak ”biz“e her zaman yarar sağlamış, onların çektiği acılar bizim refahımızı ve rahatımızı artırmıştır. Birileri yoksullaşmadan diğerleri zenginleşemezdi.

***

Ne var ki bugün benzersiz bir dönemde yaşıyoruz. İşler eskiden olduğu gibi yürümüyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası (sonra da Soğuk Savaş sonrası) koşullar yepyeni bir durum yarattı. Bugün “ötekileri” ne baskı altıda tutmak, ezmek ya da yok etmek, ne de gözden uzak tutmak eskiden olduğu kadar kolay. Birçok görece zengin ülke sınırlarını duvarlarla, çitlerle geçilmez hale getirmeye çalışıyor ama ne Avrupa Asya ve Afrikalı göçmenlerin ne de Amerika Latin Amerikalı göçmenlerin akışını durdurabiliyor. Batı şehirlerinin sokaklarında “ötekiler” artık her köşede. Dünyanın en sistematik otoriter rejimi diyebileceğimiz Çin bugün Uygurlar karşısında olduğu gibi Hong Kong protestocuları karşısında da çaresiz kalıyor. Kaba kuvvete başvurmak da çare olmaktan çıkıyor. 

Hegemonya ilişkilerini gizlemek için insanları ötekileştirme çabasının en acımasız biçimlerinden biri olagelmiş olan LGBT’lerin ötekileştirilmesi bugün aynı çaresizliğin bir başka görünümü. LGBT’ler artık her yerde ve her biçimde kendilerini daha görünür kılma yolundalar. Toplumsal tecridi tanımıyorlar. Artık özgürlük hareketlerinin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyorlar.

Küreselleşme süreçleri ve internet çağında bütün “ötekiler” her an, her yerde, hiç beklenmedik şekillerde karşımıza dikilebiliyor. Bu onların sorunlarını, yaklaşımlarını konu alan benzersiz sanat ürünlerinin giderek yaygınlaşması şeklinde olabildiği gibi, 9/11 saldırısı ya da siber ataklar gibi yıkıcı terörist biçimler de alabiliyor.

Yeni durumda birilerinin acı çekmesi, yoksullaşması artık diğerlerinin refahının artmasını getirmiyor. Küresel ekonomik krizin bir anlamı da bu. Ekonomik büyümenin yavaşlaması ve bunun göründüğü kadarıyla kalıcılaşacak olması, bir yerde herkesin birlikte yoksullaşması demek olacak. Zenginleşmek de (ne kadar ve nasıl olacaksa) artık ancak birlikte zenginleşmek şeklinde olabilecek gibi görünüyor.

“Ötekiler” artık hep burada, ve hep burada olacaklar. Kendi ülkelerimizin, şehirlerimizin, semtlerimizin, evlerimizin çevresine duvarlar örerek, kapılara nöbetçiler dikerek ötekileri kendimizden uzak tutmak mümkün değil artık.

Ve bu durum böyle devam edemez. Duvarlar, gettolar, varoşlar – ayrımcılık sürdürülebilir değil.

Onun için işe önce kafamızın içindeki duvarları kaldırarak başlamalıyız. Ötekilerle olan çelişkilerimizi “uzlaşmaz çelişkiler” olarak nitelendirmekten vazgeçmeliyiz. Bir arada olmaktan kaçınmak mümkün olmaktan çıkıyorsa, birlikte nasıl bir varoluş inşa edebiliriz diye konuşmaya başlamalıyız.   

***

Ama önce şu var: Yukarıda, “Bugün benzersiz bir dönemde yaşıyoruz. İşler eskiden olduğu gibi yürümüyor. İkinci Dünya Savaşı (sonra da Soğuk Savaş) sonrası koşullar yepyeni bir durum yarattı” demiştim. Ama en geç 2016’dan bu yana bir dizi ters yönde gelişme yaşanmakta olduğu da ortada. Trump’ın “Yeniden Büyük Amerika” hayaliyle yaptıklarına, bir dizi ülkede demokrasi karşıtı yeni gericiliğin yükselişine, Filistin, Kırım ve son olarak Keşmir’deki gelişmelere baktığımızda bazen sanki yeniden bir “gücü gücü yetene dünyası”na dönüyormuşuz gibi görünüyor.  

Tarihin düz bir çizgide ilerlemediği, toplumsal ilerlemenin determinist bir kaçınılmazlık olmadığı artık açık olsa gerektir. İşlerin hep iyiye gittiği bir dünya hiç olmadı zaten. Ama tarih dairevi olarak da gelişmez, başladığı yere ya da eskiye geri dönmez. Geçmiş bıraktığımız yerde bizi bekliyor değildir, oraya dönemeyiz.

O nedenle ülkelerini var saydıkları o eski anlı şanlı günlere geri götüreceklerini vaat edenler hiçbir vaatlerini yerine getiremeyecek. “Ötekileri” baskı altıda tutmaya, ezme ya da yok etmeye ya da gözden uzak tutmaya kuşkusuz gene çalışacaklardır, ama bu her seferinde çözüm değil sadece yeni felaketler getirecektir. (Kaşmir’de yasakların ve tecridin kalkmasını bekleyin göreceksiniz.) Aynı şekilde geçmişteki faşizm kavramını yeniden piyasa sürerek bugüne yol gösterdiklerini sananlar da hiçbir gelişmeyi doğru açıklayamıyor.

Güneş her gün farklı bir dünyaya doğuyor. Gelecek hep yeni oluyor, her seferinde kendine özgü iyi ve kendine özgü kötü yanları var. Geçmişin iyi yanlarının birikimi ile kötü yanlarının birikimi de hep bir arada. Geçmiş bugünün ağır basan yanının etkisi altında şöyle ya da böyle değişiyor ama yok olmuyor. Son yetmiş yılın olumlu birikimi de öyle kolay tahrip edilebilir bir şey değildir. Tarih, belki de sarmal bir şekilde gelişiyor, ara sıra geri dönüp eskinin üzerinde bir tur atarak onun iyisini kötüsünü derleyip yeniden ileri yöneliyordur.

***

Sorunları çözmenin yolu, onları yaratan dinamikleri ortadan kaldırmaktan geçiyor. Aslında bugün insanları “biz” ve “ötekiler” diye uzlaşmaz şekillerde karşı karşıya getiren dinamiklerin kökenleri ortak. Batı ülkelerine yönelen göç dalgalarına bakalım. Bu göç dalgalarının temelinde:

(1) bütün ülkeleri derinden sarsan ülkeler arası ve ülkeler içi gelir eşitsizliklerinin artması, küresel ekonomik sarsıntılar,

(2) göçmenlerin geldiği ülkelerdeki baskıcı rejimler ve savaş durumları,

(3) iklim değişikliğinin bu ülkelerde yol açtığı su, gıda ve beslenme sıkıntıları yatıyor.

(4) Şu da var: Trump yönetimin Meksika sınırına duvar çekerek durdurmak istediği Latin Amerika ülkelerinden gelen göçmenler arasındaki kadınların büyük kısmının evdeki erkek şiddetinden kurtulmak için Amerika’ye sığınmak isteyen kadınlar olduğu belirtiliyor.

Bu bize şunu çok açık gösteriyor: Bugün herhangi bir ülkenin sorunlarına, o ülke sınırları dışına uzanmaya çalışmadan çözüm bulmaya çalışmanın hiçbir geleceği yok. Diğer ülkelerde durum değişmeden bizim ülkemizin—ya da herhangi başka bir ülkenin—durumunun iyileşebileceğini savunanlar doğru söylemiyor.

Bütün ülkelerin sorumlu insanları —kendilerinin (benliklerinin, kimliklerinin, aidiyetlerinin, çıkarlarının) ötesine bakabilen insanlar— bir araya gelmeye yönelmeden dünyanın hiçbir sorunu çözülemez. Çözümler ancak o yönelişler, o yakınlaşmalar, o buluşmalar içinde belirebilir. Çözüm formülü çok basit. Farklıyız, aynı değiliz, ama eşit haklı olarak var olmalıyız.

Ey bu topraklar, başlarınızın üzerinde uçan, denizlerin altından geçenler

neler fısıldıyor böyle?

Bütün uluslar birbirleriyle mi söyleşiyor? Yerkürede tek bir yürek mi

olacak herkes?

Bir bütün insanlık mı

biçimleniyor?

Walt Whitman “Modernin Yılları” şiirinden

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s