Yığınsal bir politik hareket nasıl örgütlenebilir?

Bir zamanlar güçlü olan savaş karşıtı hareket, 1968’lerdeki en parlak dönemine kıyasla önemli ölçüde zayıflamış durumda. Şimdi İran savaşı, bu hareketi yeniden inşa etmek için gerçek bir fırsat sunuyor.

1960’lar ve 70’lerin başlarından bu yana çok şey değişti, bu da günümüzün savaş karşıtı hareketlerinin o zamankinden nispeten daha zayıf olmasını açıklıyor.

Birincisi, örgütlenme kültür seviyesi – açıkça siyasi örgütlenmeyi saymıyorum bile – geriledi. 1968’lerde savaş karşıtı aktivistler sadece manşet olan kitlesel yürüyüşler düzenlemekle kalmadı,. sabırla birlikte çalışarak hak savunma grupları, GI kahvehaneleri (askerlerin bulunduğu üslerin yakınında açılan, anti-savaş aktivistleri ile askerleri buluşturan kahvehaneler), alternatif gazeteler ve ulusal savaş karşıtı koalisyonlar – geniş bir savaş karşıtı altyapı – inşa ettiler ve bu altyapı gelecekteki eylemlerin geniş bir yelpazesini sürdürebilirdi.

Bu hedefe ulaşmak için savaş karşıtı aktivistler, ABD’deki zengin sosyal derneksel yaşamın dokusundan faydalandı – bu doku bugün önemli ölçüde yıpranmış bulunuyor. Savaş karşıtı girişimler sendikalar, sosyal kulüpler, kitapçılar, sivil gruplar, hareket örgütleri, mesleki dernekler, göçmen toplum merkezleri ve dini kurumlar tarafından desteklendi. Ayrıca, işçi sınıfı yerleşimlerinden, öğrenci yaşamının yoğunluğundan ya da işyerindeki işbirlikçi ilişkilerden doğan gayri resmi örgütlenme ağlarından da yararlandılar. Bu ekosistem, aktivistlerin bağış toplamasına, üye toplamasına, buluşma alanlarını güvence altına almalarına ve daha geniş topluluklara ulaşmasına yardımcı oldu. Savaş karşıtı çağrı yapıldığında, yanıt verebilecek bir izleyici kitlesinin olmasını sağladı.

Ancak 70’lerden bu yana sosyal hayat dramatik şekilde yeniden şekillendirildi: ilişkisel yaşam istikrarlı bir şekilde azaldı, işçi sınıfı kurumları boşaldı ve Amerikalılar her zamankinden daha çok atomize oldu. Sağlam bir ilişkilendirme matrisi yokluğunda, Amerikalılar bir tür sosyal topluluk olarak internete yöneldi; yüz yüze örgütlenme çabasının yerini, karşı çıktıkları savaş yanlılarının sahipliğindeki platformlarda haber tüketmek, gönderi paylaşmak veya anonim muhaliflerle tartışmak aldı.

Ayrıca, farklı bir uluslararası bağlamda yaşıyoruz. 60’ların savaş karşıtı hareketleri, özgürleştirici mücadelelerin her yerde patlak verdiği  bir dönemde ortaya çıktı – sadece Vietnam’da değil, aynı zamanda Küba, Cezayir, Çin, Filistin, Güney Afrika, Gine-Bissau’da.

Bu mücadeleler kazanıyordu. Küba’da, küçük bir gerilla grubu militan işçilerle birlikte Fulgencio Batista’yı devirmek için çalıştı, ardından ABD işgaline karşı direndi. Cezayir’de, antikolonyal savaşçılar Fransız yerleşimcileri geri sürdü. Vietnam’da devrimciler, tarihin en güçlü ordusuna karşı mücadele ettiler. Fransız filozof Jean-Paul Sartre, bu mucizevi zaferlerin “mümkünün alanını” genişlettiğini söylüyordu. Milyonlarca insanı, sınırlar ötesi birleşip yeni bir dünya yaratmanın mümkün olduğuna ikna ettiler.

Ancak bu zafer gibi görünen mücadeleler beklentilerin çok altında kaldı. 1975’te Saigon’un düşüşünden kısa bir süre sonra, birçok savaş karşıtı aktivist, binlerce mültecinin bir zamanlar aktivistlerin göklere çıkardığı kahraman gerillaların baskıcı yönetiminden kaçışını inanamayarak izledi. Ve yeni dünya hiç gelmediğinde, iyimserlik yerini hayal kırıklığına bıraktı.

Geçmişin başarısız özgürleştirici projelerinin harabelerinde yürüyoruz. Bugün insanlar mevcut durumdan tiksinmiş olsa da, birçok kişi dünyayı değiştirme ihtimali konusunda karamsar, alternatif bulamıyor – bu tutum örgütlenmeyi çok daha zorlaştırıyor.

Savaş da değişti. O tarihte işçilerin büyük fabrikalarda toplanması, gençlerin zorunlu askerliği ve Vietnam’a kara birlikleri gönderilmesi ABD hükümetinin büyük bir ordu kurmasına olanak sağlasa da, bu savaş tarzı birçok zayıflık yarattı ve savaş karşıtı organizatörler bunları büyük ölçüde kullandılar. Buna karşılık, ABD kayıpları en aza indirmek ve organize halk baskısından kendini korumak için yavaş yavaş daha uzak savaş biçimlerine yöneldi.

Irak ve Afganistan’daki işgallerin siyasi tepkisini düşünün; bu durum, Pentagon’u son on yılda suikastlara, özel kuvvetlere, vekil gruplara, kapsamlı hava saldırılarına ve insansız hava aracı savaşlarına daha fazla yaslanmaya teşvik etti. 1969’da Vietnam’da yaklaşık 550.000 ABD personeli vardı. Bu oran Irak’ta en çok 180.000 kişiye düştü.  Bugün İran yakınlarında sadece 50.000 personel  var (ancak ABD aptalca kara işgaliyle tehdit etmeye devam ediyor).

Bu değişimler, önceki hareketlerin savunduğu bazı stratejileri artık etkisiz hale getiriyor ve birçok Amerikalı artık bunların nasıl etkili olabileceğini görmekte zorlanıyor.

Yeni fırsatlar

Bu değişiklikler ABD savaşlarına karşı yeni kitle hareketlerine kesinlikle büyük zorluklar getiriyor. Ama tersine, belki de sezgisel olarak,  geçmişteki hareketlerden daha etkili bir savaş karşıtı hareket için potansiyel olarak fırsat da yaratıyorlar.

İlişkisel yaşam geriliyor olabilir, ama yok olmuş değil. Bugün birçok kişi topluluk arzuluyor; bu da örgütleyicilerin sadece boşaltılmış sosyal kurumları yeniden kurmakla kalmayıp, aynı zamanda daha iyilerini de icat etme fırsatı olduğu anlamına geliyor. Geçmişte, savaş karşıtı aktivistler siyaseti apolitik ortamlara dahil etmek zorundaydı. Bugün, organize bir derneksel yaşamı yeni, kapsayıcı ve daha açık bir şekilde özgürleştirici bir temelde yeniden kurmak mümkün olabilir.

Bizim dönemimiz zaferli devrimler dönemi olmayabilir, ama anti-emperyalist mücadeleler hâlâ bolca ve bazıları mümkünün alanını genişletiyor. Filistinlilerin mücadelesini düşünün. Nasser Abourahme’nin gösterdiği gibi, Vietnamlılara göre daha az avantajlı fırsatlarla karşılaşmalarına rağmen, Filistinliler İsrail’in soykırımı karşısında kararlı kaldılar ve canlı bir uluslararası dayanışma hareketinin yardımıyla kamuoyunu İsrail’e karşı çevirdiler. Filistin aktivizminin son başarıları, elverişsiz uluslararası koşullarda örgütlenip kaderi hemen zafer vaadine bağlı olmayan bir hareket geliştirmenin mümkün olabileceğini göstermiştir.

Yeni savaş tarzı örgütlenme fırsatları da sunuyor. ABD kayıplarını düşük tutmasına rağmen,  son derece pahalıdır – tek bir Thaad önleme uçağı 12,7 milyon dolara mal oluyor. Ve bu savaş tarzı taktiksel zaferler kazandırabilse de, ABD hükümetini ulaşılabilir siyasi hedefler yerine gösteri yapmaya teşvik etti. İşte tam da emperyalist güçleri yenilgiye götüren şey budur: siyasi hedeflerini gerçekleştirememek.

Bugünkü savaş yeni zayıflıklar yaratıyor – ve örgütlenme için yeni fırsatlar çıkarıyor. İsrail-ABD savaşının benzin fiyatına ne yaptığına bakın. Bu absürt pahalı savaş tarzı – ABD  ilk altı günde neredeyse 13 milyar dolar harcadı – en belirgin iç meseleyi daha da kötüleştiriyor: uygun fiyat krizi. Popülerliğin azalması, göz kamaştıran maliyetler ve belirsiz hedeflerle ABD’yi o kadar köşeye sıkıştı ki  İran petrolüne uygulanan yaptırımları kaldırmak zorunda kaldı. Bu kombinasyon, ABD’deki savaş karşıtı aktivistler için bu savaşın sosyal, siyasi ve ekonomik bedelini artırma potansiyeli yaratıyor.

Bizim dönemimiz Vietnam savaşından çok farklı olsa da, savaş karşıtı örgütlenmenin aynı zorunluluğu geçerli: bu emperyalist savaşın maliyetini içeriden kolektif olarak artırmanın yollarını bulmak. Görev, bu hedefi günümüzün değişen bağlamına uyarlamaktır.

Ne yapılmalı?

Karşınızda en büyük ve teknolojik olarak en yetenekli savaş makinesi varken, nereden başlayacağını bilmek zor olabilir. Yine de, takip etmemiz gereken kuzey yıldızları ve birlikte atmamız gereken küçük adımlar var.

Konuşmaya başlayın. İnternet, kendinizi eğitmek için harika bir yol olabilir, ancak organize olmanın yerini alamaz. Hatta çevrimiçi çok fazla zaman geçirmek yorgunluğa, duygusal düzensizliğe ve fikri katılığa yol açar. Siyasetin temeli, dünyayı değiştirmek için gereken kolektif vizyonu, kapasiteyi ve organizasyonları inşa etmek için sizin gibi olmayan insanlarla etkileşim kurmaktır. Bunu yapmak için insanlarla yüz yüze konuşmalı, gözlerinin içine bakmalı ve endişelerini dinlemelisiniz. Yeterince çaba göstermedikleri için onları suçlamayın; düşüncelerini paylaşmaları için davet edin. Onlar için önemli olanı keşfedin – benzin fiyatları, ölen öğrenci kızlar, hukuğun üstünlüğü – ve sonra dışarı doğru ilerleyin. Savaş endişesini günlük konuşmaların kaçınılmaz bir konusu haline getirin. En iyi sohbetler, birlikte harekete geçmeye en enverişli olanlar arasında olacaktır: komşular, okul arkadaşları, iş arkadaşları veya kurumsal veya grup ortamında birbirine bağlı olan herkes.

İkincisi, sorunları birbirine bağlayın. Bazen savaşları, Amerika’daki hayatla pek ilgisi olmayan, uzakta bir şey olarak ele alma eğilimi vardır ve bu yüzden diğer konular kadar kişisel ya da acil görülmeyebilir. Savaş karşıtı davayı ilerletmenin bir yolu, İran’a karşı savaşın aslında artan yaşam maliyeti gibi acil günlük şikayetlerle, ayrıca yapay zeka, ırkçılık, Epstein dosyaları, demokrasinin aşınması, ABD siyasetindeki İsrail lobisinin gücü ve ICE’nin kontrolsüz gücü gibi acil günlük şikayetlerle bağlantılı olduğunu göstermektir. Örneğin,   ABD ordusuna yurtdışındaki İranlıları öldürmesine yardım eden aynı teknoloji şirketlerinin yurt içinde ICE ile çalışması  çok anlamlıdır.Savaş ve emperyalizmin bu konuların belli boyutları olduğunu vurgulamak, sadece savaş karşıtı çalışmayı sosyal temellerini genişleterek sürdürmekle kalmaz, aynı zamanda savaş karşıtı aktivistlerin Washington için savaş yapmanın “maliyetini” nasıl artırabileceğini hayal etmeyi kolaylaştırır.

Üçüncüsü, politikacılara baskı yapmak.  Sadece oy kullanmak, özellikle Kongre’nin yetkileri ciddi bir kriz  içindeyken savaşları sona erdirmez.Ancak seçimler, politikacıların en savunmasız olduklarında anda talepleri dile getirmek ve baskı yapmanın etkili yolları olabilir. Bu özellikle ara seçim sezonuna girerken geçerli. Demokratlar, partinin İsrail’e verdiği  desteğin  son seçimde onlara zarar verdiğini,  Demokrat seçmenlerin süper çoğunluğunun ülkeye karşı döndüğünü ve savaş karşıtı seçmenler olmadan Kongre’yi geri alamayacaklarını biliyorlar. Bu, sadece bu savaşa değil, tüm emperyalist savaşlara karşı çıkmayı, oyunuza ihtiyaç duyan politikacılar için bir turnusol testi haline getirmek için harika bir fırsattır. Oyunuzun fiyatını net anlasınlar.

Ayrıca hükümet dışındaki hedeflerimiz konusunda da stratejik olmamız gerekiyor. Örgütlenme, devletin imparatorluk macera kapasitesini destekleyen yerlere odaklanmalıdır. İmalat, lojistik, araştırma ve medya çalışanları, imparatorluk politikasının geçiş yolundadıri ve insanların odaklanabileceği baskı noktalarıdır. Savaşa karşı örgütlenme için böyle yeni çabalar, örneğin, araştırmacıların Savunma Bakanlığının projelerini reddetmesinde ve yolcu uçaklarında tehlikeli mühimmatların bulunmasına itiraz etmelerinde görülebilir.

Amerikalılar ayrıca bugün dünyanın en istikrarsızlaştırıcı güçlerinden biri olan İsrail’i izole etmeye devam edebilir. Uluslararası yasaları ihlal ediyor, Gazze’de soykırım yapıyor, Batı Şeria’yı sömürgeleştiriyor ve İran gibi ülkelere saldırıyor. Geçen yaz İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmeyi başaramayan İsrail, bu sefer ABD’yi kirli işini yapmaya ikna etti.

Washington, İsrail’e ABD tarihindeki diğer tüm ülkelerden daha fazla yardım vermekle kalmadı; ABD İsrail’e yerleşimciler, silahlar, teknoloji ve diplomatik koruma sağlıyor. Kendisi için avantajlı olsa da, bu samimi ilişki İsrail’i açıkta bırakıyor. ABD ile İsrail arasında, Benjamin Netanyahu ve kabinesinin ötesine geçen binlerce bağ var – yardım, turizm, ticaret anlaşmaları, akademik ortaklıklar, belediye tahvilleri – ve her biri potansiyel bir halk baskısı noktasıdır. ABD hükümetinin İsrail’e verdiği destek içeride doğrudan etkiler yaratıyor – vergi mükelleflerinin parasını boşa harcıyor, sivil özgürlükleri zayıflatıyor ve Amerikalıların hayatlarını riske atıyor –aktivistler bu bağlantıları kurma konusunda sesli olmalı.

Son olarak, sadece tepki vermek yerine birkaç adım önceden düşünmemiz gerekiyor. 60’larda organizatörler, görevlerinin sadece Vietnam savaşını bitirmek değil, aynı zamanda gelecekteki “Vietnam”ları önlemek olduğu analizine sıkı sıkıya bağlı kaldılar. Trump İran’a karşı savaşı hızlı bir şekilde bitirse bile, özellikle uluslararası düzenin onlarca yıldır olduğundan daha dalgalı olduğu bir dönemde ABD’nin yeni bir başka savaş başlatma ihtimali yüksektir. Dayanıklı ve büyüyen bir savaş karşıtı hareket vazgeçilmez olmuştur.

Bu, tek seferlik eylem günlerinin bir amaca hizmet etmekle birlikte, uzun vadeli örgütlenmeye yöneldiklerinde en etkili oldukları anlamına gelir. Sonuçta, savaşları bitirmek uzun zaman alır. Bu hafta sonu düzenlenen No Kings protestoları, Trump’a yönelik yaygın muhalefetin etkileyici bir göstergesi olsa da, büyük yürüyüşler tek başına ABD emperyalizmini durdurmak için gerekli gücü veya güçlü seferberlik kapasitesini geliştiremez. Bunu yapmak için, büyük yürüyüşler örgütlenmeye daha sürdürülebilir katılım için giriş rampalarına dönüşmesi gerekir: kaynakları bir araya getirebilen, daha geniş destekçi gruplarını bir araya getirebilen, strateji üzerinde tartışabilecek ve insanları günlük hareket çalışmalarına davet edebilen yeni gruplar ortya çıkmalıdır.

Böyle bir hareketi inşa etmek bunaltıcı bir iş gibi gelebilir. Ancak durum bunun için oldukça elverişli. Amerikan halkı daha bilgili durumda, ABD’nin emperyal savaşlarına daha çok karşı, devlete karşı daha güvensiz, İsrail’e karşı daha eleştirel ve anlamlı bir değişim için her zamankinden daha hevesli.

Savaş olmadan daha iyi bir geleceği kolektif olarak kazanmak mümkündür. Eksik olan tek şey vizyon, bağlılık ve organizasyondur. Ve neyse ki bunların hepsi kendi kontrolümüzde.

29 Mart 2026 The Guardian

Yazarlar: Salar Mohandesi, (Bowdoin Koleji’nde tarih doçenti)  ve Ben Mabie (emekçi yazılarından oluşan üç aylık dergi Long-Haul editör kolektifinin üyesi  ve The Dig‘in kıdemli danışmanı).

Yorum bırakın